Bayan Kırmızı.
Bayan Kırmızı.
  • Sinema, genellikle anlaşılması zor, yüksek bir yaratıcılık gerilimi içeren bir özgün sanat biçimidir. Bu, ben anlaşılmak istemiyorum demek değil, ama Spielberg gibi, örneğin genel kitle için bir film yapamam. Eğer yapabileceğimi keşfetseydim acı duyardım.

    Eğer genel bir izleyici kitlesine ulaşmak istiyorsanız, Star Wars ve Superman gibi, sanatla hiç ilgisi olmayan filmler yapmalısınız. Bununla halkın aptal olduğunu söylemek istemiyorum, ama onları memnun etmek için de kesinlikle böyle bir ıstıraba katlanamam. Sinema, insanlığa hiçbir şey öğretemez, çünkü insanlık, hiçbir şey öğrenemeyeceğini, son dört bin yılda yeteri kadar ispatlamıştır.

    (” Andrei Tarkovsky Mühürlenmiş Zaman” kitabından)

    • 3
  • carpe-mortem asked : İyi akşamlar... Nasılsın?

    Teşekkürler, siz?

  • En sıcak ülkelerin yazında

    En soğukların kışında

    Yanarım üşürüm
    berbat olurum,

    Hiç bir şeye yaramam
    ama yine de
    seni severim,

    o zaman
    sen de beni sev

    (Kaynak: didemcanoriginal)

    • 6
  • Bayan Kırmızı. bugün 3 yaşına bastı!

    • 1
    • 1
    • 5
    • 4
    • 2
    • 2
  • …Beni sana getirecek bir yol bulmuştum, karanlıktan aydınlığa kavuşacaktım… Bu yolu umutla, sevinçle kazmış, kendimden de bir şeyler katmıştım. Bir çırpıda yüreğimle açtığım bu yolu kapatmak , ağır ağır dönmek, vazgeçmek zor geliyor biraz. Elbet yüreğim sızlar.

    • 3
  • (Kaynak: tequilaicenkedi)

    • 432
    • 432
  • redhotzeppelins:

    İzninizle ben gidip Kaan Boşnak’a aşık oluyorum.

    • 742
    • 742
  • Damla damla oluşuyor hayat 
    Ölüm kımıl kımıl 
    Duymak kolay 
    Anlatmak değil 

    Her an 
    Farkındayım 
    Az az öldüğümün 

    Bilincindeyim doğan ayın 
    Eriyen karın akan suyun 
    Ve usul usul tükenen zamanın 

    Tekrarlayıp duruyor saat 
    Vakit te mahluktur 
    Vakit te mahluktur 

    (Kaynak: siirdefterii)

    • 8
    • 8
  • “Polisler hiçbir zaman insan olmadı ve insan oldukları gün artık polis olmayacaklar.”

    • 1
    • 19
    • 19
  • kitapkahvekurabiye:

    kanatları parça parça bu ağustos geceleri 
    yıldızlar kaynarken 
    şangır şungur ayaklarımın dibine dökülen 
    sen 
    eğer yine İstanbul’san 
    yine kan köpüklü cehennem sarmaşıkları büyüteceğim 

    pancak pancak şiirler tüküreceğim 
    demek yine ben 
    limandaki direkler ormanında bütün bandıralar ayaklanıyor 
    kapı önlerinde boyunlarını bükmüş tek tek kafiyeler 
    yahudi sokaklarını aydınlatan telaviv şarkıları 
    mavi asfaltlara çökmüş 
    diz bağlıyor 
    eğer sen yine İstanbul’san 
    kirli dudaklarını bulut bulut dudaklarıma uzatan 
    sirkeci garı’nda tren çığlıklarıyla bıçaklanıp 
    intihar dumanları içindeki haydarpaşa’dan 
    anadolu üstlerine bakıp bakıp 
    ağlayan 
    sen eğer yine İstanbul’san 
    aldanmıyorsam 
    yakaları karanfilli ibneler eğer beni aldatmıyorsa 
    kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar 
    yine senin emrindeyim 
    utanmasam 
    gozlerimi damla damla kadehime damlatarak 
    kendimi yani şu bildigim attilâ ilhan’ı 
    zehirleyebilirim 

    sonbahar karanlıkları tuttu tutacak 
    tarlabaşı pansiyonlarında bekarlar buğulanıyor 
    imtihan çığlıkları yükseliyor üniversite’den 
    tophane iskelesi’nde diesel kamyonları sarhoş 
    direksiyonlarının koynuna girmiş bıçkın şoförler 
    uykusuz dalgalanıyor 

    ulan İstanbul sen misin 
    senin ellerin mi bu eller 
    ulan bu gemiler senin gemilerin mi 
    minarelerini kürdan gibi dişlerinin arasında 
    liman liman götüren 
    ulan bu mazot tüküren bu dövmeli gemiler senin mi 
    akşamlar yassıldıkça neden böyle devleşiyorlar 
    neden durmaksızın imdat kıvılcımları fışkırıyor 
    antenlerinden 
    neden 
    peki İstanbul ya ben 
    ya mısralarını dört renkli duvar afişleri gibi boy boy 
    gümrük duvarlarına yapıştıran yolcu abbas 
    ya benim kahrım 
    ya senin ağrın 
    ağır kabaralarınla uykularımı ezerek deliksiz yaşattığın 
    çaresiz zehirle kusan çılgın bir yılan gibi 
    burgu burgu içime boşalttığın 
    o senin ağrın 
    o senin 

    eğer sen yine İstanbul’san 
    yanılmıyorsam 
    koltuğumun altında eski bir kitap diye götürmek istediğim 
    sicilyalı balıkçılara marsilyalı dok işçilerine 
    satır satır okumak istediğim 
    sen 
    eğer yine İstanbul’san 
    eğer senin ağrınsa iğneli beşik gibi her tarafımda hissettiğim 

    ulan yine sen kazandın İstanbul 
    sen kazandın ben yenildim 
    kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar 
    yine emrindeyim 
    ölsem, yalnız kalsam, cüzdanım kaybolsa 
    parasız kalsam, tenhalarda kalsam, çarpılsam 
    hiç bir gün hiçbir postacı kapımı çalmasa 
    yanılmıyorsam 
    sen eğer yine İstanbul’san 
    senin ıslıklarınsa kulaklarıma saplanan bu ıslıklar 
    gözbebeklerimde gezegenler gibi dönen yalnızlığımdan 
    bir tekmede kapılarını kırıp çıktım demektir 

    ulan bunu sen de bilirsin İstanbul 
    kaç kere yazdım kimbilir 
    kaç kere kirpiklerimiz kasaturalara dönmüş diken diken 
    1949 eylül’ünde birader mirc ve ben 
    sokaklarında mohikanlar gibi ateş yaktık 
    sana taptık ulan 
    unuttun mu 
    sana taptık… 

    • 2
    • 2